14 Nisan Salı
● Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun 03/04/2026 Tarihli ve 75935942-050.01.04-[01/41488] Sayılı Kararı ile birlikte;
“660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 9'uncu maddesi uyarınca; uluslararası standartlarla uyum sağlamak üzere, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurumu tarafından "Translation to a Hyperinflationary Presentation Currency" başlığıyla yayımlanan değişikliğin mevzuatımıza kazandırılması amacıyla, "Yüksek Enflasyonlu Sunum Para Birimine Çevrim'in yayımlanmasına karar verilmiştir.”
İlgili belgeye ulaşmak için TIKLAYINIZ
-§-
15 Nisan Çarşamba
● Yargıtay 9. Hukuk Dairesine Ait Karar Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Buna göre;
“Somut uyuşmazlıkta 29.07.2023 tarihinde işverence tutulan davacının tebliğden imtina ettiğine dair tutanak, tutanak tanıklarınca doğrulanmış olup buna göre davacı işçiye davalı işverence 29.07.2023 tarihinde tebliğ edildiğinin kabulü gereken fesih bildiriminde; iş sözleşmesinin 27.08.2023 tarihinde feshedileceği, 4 haftalık ihbar süresinin bulunduğu ve bu sürede günde 2 saat iş arama izni olduğu yazılıdır. Davalı işverence, davacının 27.08.2023 tarihine kadar olan ücret alacağı da ödenmiştir. Dolayısıyla fesih beyanının davacıya ulaştığı 29.07.2023 tarihine kadar olan çalışma süresine tekabül eden 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen 4 haftalık ihbar süresi tam olarak kullandırılmıştır. Buna göre ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince dava konusu olmayan kıdem tazminatına ilişkin gerekçeye yer verilerek yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.”
İlgili belgeye ulaşmak için TIKLAYINIZ
-§-
16 Nisan Perşembe
● Anayasa Mahkemesinin 7/1/2026 Tarihli ve 2023/5880 Başvuru Numaralı Kararı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
“Başvurucunun kişilik haklarına saldırı nedeniyle açtığı manevi tazminat davası, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 29/6/2021 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu vekili 15/10/2021 tarihinde kararı temyiz etmiş, Mahkeme 27/10/2021 tarihli ek kararıyla temyiz başvurusunu süre yönünden reddetmiştir. Ek kararda tebliğden itibaren on beş gün içinde Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiştir.
Başvurucu, gerekçeli karar tebligatının usulsüz olduğunu belirterek ek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 15/3/2022 tarihli kararında, temyizin yedi günlük yasal süreden sonra yapıldığı gerekçesiyle istemi süre yönünden reddetmiştir.
Başvurucu karar düzeltme talebinde, ek kararda kanun yolunun yanlış gösterildiğini ve bu nedenle belirtilen süre içinde temyize başvurduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin benzer uyuşmazlıklarda mahkemeye erişim hakkının ihlali yönünde kararlar verdiğini belirterek, temyiz incelemesi yapılması gerekirken süre yönünden ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu savunmuştur.
Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesine göre;
Başvuru konusu olayda, başvurucunun temyiz başvurusunun 1086 sayılı Kanun’un 432. maddesinde öngörülen sürede yapılmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır. Kanun yoluna başvurma hakkının süreye bağlanması, yargılamaların uzamasını önlemek ve hukuki güvenliği sağlamak gibi meşru amaçlara hizmet eder. Bu aşamadan sonra müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluşur. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik yönünden tartışma bulunmamakta olup, değerlendirilmesi gereken husus müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.
Anayasa Mahkemesi birçok başvuruda, yargı makamlarının gösterdiği kanun yolu süresine güvenen başvurucuların oluşan hukuki belirsizliğe katlanmak zorunda bırakılmasının ölçülü olmadığını ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmiştir. Örneğin S.K. başvurusunda, mahkemenin temyiz süresini on beş gün olarak göstermesi üzerine başvurucunun bu süreye güvenerek temyiz başvurusunda bulunduğu, ancak sürenin aslında sekiz gün olduğu gerekçesiyle talebinin reddedildiği olayda, Anayasa Mahkemesi başvurucunun yanıltıldığı ve bunun ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşarak ihlal kararı vermiştir.
Tüm bunlar neticesinde özetle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İlgili belgeye ulaşmak için TIKLAYINIZ
-§-
17 Nisan Cuma
● 7577 Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yayımlanmıştır. Bu kanunla birlikte;
1) Vergi mevzuatına ilişkin değişiklikler,
2) Serbest bölgeler düzenlemesi,
3) İşsizlik sigortası ve sosyal güvenlik düzenlemeleri,
4) BOTAŞ’a ilişkin mahsup ve terkin düzenlemesi,
5) Kamu taşınmazlarının özelleştirilmesine ilişkin düzenleme,
6) ÖTV istisnasına ilişkin yeniden düzenleme,
7) Defterdarın görev ve sorumlulukları,
8) Askeralma Kanunundaki değişiklik,
9) Deprem bölgesindeki konut ve işyerlerine ilişkin borçlandırma indirimi
başlıklı konularda değişiklikler yapılmıştır.
İlgili belgeye ulaşmak için TIKLAYINIZ
-§-
18 Nisan Cumartesi
● Anayasa Mahkemesi ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle boşanabilmek için önceki davanın reddi kararının kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmesi gerektiğini öngören kuralı Anayasaya uygun buldu. 2024 yılında verdiği kararda 3 yıllık süreyi Anayasaya aykırı bulmuştu.
Meşru amaç bakımından Mahkeme, bir yıllık sürenin Türk toplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumunun mümkün olduğu kadar ayakta tutulması amacına yönelik olduğunu ve bu itibarla kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 41. maddesinde devlete yüklenen aileyi koruma ödevi bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
Ölçülülük incelemesi bakımından:
Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılması için bir yıl beklenmesi aile kurumunun mümkün olduğu ölçüde ayakta tutulmasına katkı sunacağından kuralın aileyi koruma amacına ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.
Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren hangi süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamamasının evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasını gerektireceğini belirlemek kanun koyucunun takdirinde olup kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralla özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın aileyi koruma amacına ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
Anayasa Mahkemesi 2 yıl önce verdiği kararda 3 yıllık süreyi orantılı bulmamıştı. Bu kararında ise 1 yıllık süreyi orantılı buldu.
Mahkemeye göre, yeni düzenleme ile boşanma hakkını kullanmak isteyen tarafların menfaatleri ile ailenin korunmasından kaynaklanan kamusal yarar arasında bir denge sağlanabilmesi amacıyla ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılması için boşanma davasının reddine yönelik kararın kesinleşmesinden itibaren geçmesi gereken süre üç yıldan bir yıla indirilmiştir. Kuralda öngörülen bir yıllık sürenin söz konusu sürecin tamamlanması için geçmesi gereken süreyi makul bir seviyeye indirmediği söylenemez.
İlgili belgeye ulaşmak için TIKLAYINIZ

